Dagarcik
II
Gazetelerin entelektüel
ömrü yirmi dört saatliktir. Her yirmi dört saatte bir okuyucularini son
gelismelerden haberdar etmek için çikarlar. Genellikle okunup atilirlar. Çünkü
bir gün sonra yenisi gelecektir.
Asli Italyanca olan
gazzettanin ilk kez Batida ortaya çikmis olmasi tesadüf degildir.
Esyanin amaçsizligi felsefesine dayanan kullan at kültürüyle daha
çok tüket sloganinin izdivacindan dogan modern bir üründü gazete. Hiçbir
zaman bilgi üretmek gibi bir islev üstlenmedi ve zaten tabiatina da aykiriydi.
Çikis amaci haberdar etmek bile degildi.
Ilk kez 16. yüzyilda
Venedikte yayimlanan Gazzettanin tek amaci vardi: Halkin dedikodu
ihtiyacini gidermek. Fakat daha sonralari iktidarlar bu dedikodu aracinin
sirrini kesfettiler ve ipin ucu yönetimlerin eline geçti. Gazete, iktidari
paylasan siniflarin halki yönlendirme araci oldu. Bu islevinin yaninda haber
verme gibi bir islevi de ister istemez üstlenmek zorunda kaldi. Günümüz Türkiyesinde
ise, çok azi disinda habersizlestirme araci olarak kullaniliyor.
Osmanlinin resmi
gazetesi Takvim-i Vekâyâi saymazsak, bu ülkede, tüm modern kamuoyu
olusturma araçlari gibi gazete de, batiperest entelektüel devsirmelerin halki
tepeden dönüstürme araci olarak istihdam edildi. Mesrutiyetle birlikte
iktidari ele geçiren baticilar, yazili basina, resmi ideolojinin borazanligi
rolünü biçtiler. O gün bu gündür Türkiyede gazete deyince akla hep
sisteme göbeginden bagli yari-resmi yayin organlari geldi.
Mesrutiyetten bu yana
neredeyse yüz yil geçti. Fakat Said Nursi ve Dervis Vahdetinin çikardigi
Volkanin basina IT (Ittihat ve Terakki) eliyle örülen çorap, artik
alternatif basinin kaderi haline geldi. Bu alan, televizyonun gazetenin tekelini
sarsincaya ve basin medyaya dönüsünceye kadar resmi ideolojinin hassas ilan
ettigi alanlardan biriydi.
Günümüzde sahibinin
sesi olan malum basinin yaninda milletin sesi olan alternatif bir
basinin yavas yavas boy vermeye baslamis olmasi elbette küçümsenecek sey
degildir. Elinizde tuttugunuz bu gazete de iste onlardan biridir.
Dagarcik dolunca
Gazetelerin köse
yazilari da genellikle yirmi dört saatlik yazilardir. Her gün yazmak zorunda
olan bir köse yazari için bu durum dogal sayilmalidir. Fakat her gün yazdigi
halde, dönüp bir daha okumak, hatta arsivinizde bulundurmak istediginiz
yazilar çikaran köse yazarlari hep olmustur.
Ben her gün yazanlardan
degilim. Bu kösenin okurlariyla her pazartesi haftada bir kez bulusuyoruz.
Yakindan taniyanlar, bir gazete yazisi bile olsa, yazi yazma konusunda ne kadar
müskülpesent, ne kadar zor begenir oldugumu iyi bilirler. Zor begenir olunca,
yazi yazmaniz da zorlasiyor. Kimi zaman bu bir istiraba bile dönüsüyor.
Zor yazdigimi bilen
yakinlarin, Iyi ki her gün yazmiyorsun diyorlar. Ben de onlara, Asil
mesele de bu ya diyorum. Her gün yazmanin dezavantajlari yaninda avantajlari
da var. En azindan konu sikintisi çekmezsiniz. Haftada bir yazinca, gazete
yazisi gibi degil de dergi yazisi gibi yazmak zorunda kaliyorsunuz. Bir de sizi
sikistiran ve sizden her seferinde dolu dolu yazilar bekleyen sadik ve bir o
kadar da titiz okuyucu kitleniz varsa, iste o zaman isiniz zor demektir.
Bütün bunlari göz önünde
bulundurarak yazmaya çalistigim halde, yazilarimi bir okuyucu olarak okudugumda,
yine de elestirdigim yerler olur. Neyse ki beni teselli eden, yine bu kösenin
uyanik okuyucularidir. Onlar için zihin teri, yürek teri, alin teri dökmeye
deger.
Iste bu kösenin sadik
okurlarinin nicedir benden talep ettikleri bir sey vardi; Dagarcikta yazilan
yazilarin kitaplasmasi. Hatta sevgili Hüseyin Öztürk bu talebi kösesinde
dile getirmis ve ben de ilk görüsmemizde kendisine söz vermistim. O sözü
ancak simdi tutabildim ve akleden kalbin imbiginden süzülerek dolan
dagarcigimi, akleden kalbinizin nazik kollarina bir kitap olarak birakiyorum.
Dagarcik II
Evet, kollariniza
biraktigim kitabin adi bu kösenin adiyla ayni: Dagarcik. Fakat fazladan
II rakamini tasiyor. Çünkü bu fakirin Dagarcik adli bir eseri
daha bulunuyor ve o da Akit henüz Vakit iken 92-94 yillari arasinda yazdigim
makalelerden olusuyordu.
Dagarcik II ise, yaklasik
iki buçuk yildan beri bu kösede yazdigim yazilardan olusuyor.
Elbette her yaziyi
almadik. Okuyucu adina seçmek zor, fakat hâlâ elektronik posta yoluyla benden
eski, bazen bir-iki yil önce yazdigim makaleler isteniyor. Meselâ ilk aklima
gelenleri siralayivereyim:
Ey kavm!
Dua etmiyoruz ki
tutsun
Can kuluna hidayet ver
Allahim!
Elmayi seviyorum diye
kurdunu da sevmek zorunda miyim?
Konformistsin,
konformistiz, konformist
Testilerinizin
ahvalinden sual eylerim
Bu ümmetin en büyük
problemi anlama problemidir
Buna benzer 78 makale...
Köse yazilarini
kitaplastirmak kolay bir yöntem gibi algilanir çogunlukla. Oysa bir yazar için
çok riskli bir istir. Çünkü yazildigi günün sartlarinda yazilmis yazilar,
eger güncele mahkûm olunmussa, o gündem degisince tüm anlamini yitirebilir.
Ya da birtakim öngörülerle ve ileriye yönelik tahminler içeren güncel
yazilar, sahibini mahcup edebilir. Hele de o tahminler gerçeklesmemis, kimi öngörüler
tam tersiyle tecelli etmisse.