|
Şu an Kabe’nin siyah örtüsünü, ona yapışmış
insanları ve bir beyaz güvercini içeren kapağıyla önümüzde duruyor Hacc
kitabı... Kapak, Hasan Aycın tarafından hazırlanmış, eser Mustafa Çoban
tarafından Farsça aslından tercüme edilmiş.
Ali Şeriati’nin üç kez hacc,
bir kez de umrede bulunmasının ardından yetkin bir üslupla kaleme aldığı bu
şiirsel başyapıt, İslami sembol ve şiarların mahiyetine dair ciddi bir
tefekkürün meyvesi... Mütercimin hem farsça’ya hem de Türkçe’ye olan hakimiyeti
ve zengin kelime dağarcığı okuyucu için kitabı daha da akıcı kılıyor.
Ali Şeriati, düşündüklerini duygu boyutunu yadsımadan samimi bir dille
okuyucuya aktarmaktadır:
“Hacc genel olarak insanın Allah’a dğru
sefernidir. Ademoğullarının yaratılış felsefesinin sembolik bir göstergesidir.
Tek kelimeyle Hacc, yaratılış tiyatrosudur; insanın yaratılışının tiyatrosu... “
“Sen ey çamur! Şimdi Haccet. Ebediyete yönel, Allah’la görüş.”
“Hacc, eblehane cebre, tasalluta; bu kahrolosı yazgıya karşı isyan
etmendir. Ucu kaçmış ip yumağındaki gibi, senin de kenid ucunu bulup,
çözülmendir.”
“Mevsim geldi, Haydi Haccet! İktidar saraylarından, yığın
yığın hazinelerden, zillet mabetlerinden ve çobanı kurt olan koyun sürüsünden
kaçıp kurtul. Kurtulmaya niyetlen ve Allah’ın evini, insanların evini Haccet...”
İnsanoğlunun Adem ve Havva’dan bu yana süren varoluş serüvenini Hacc’dan
daha iyi ne özetleyebilir ki? Hacca gitmeden önce Ali Şeriati’nin Hacc’ını
okuyun ve dönünce yine okuyun. Ne kadar iyi yorumladığını, aşılması imkansız bir
zirve gibi bilgeliğin tahtında nasıl oturduğunu bihakkın göreceksiniz.
Ali Şeriati’yi hem bilgeliğe hem şehadete ulaştıran hayatı üç kez
Hacc’la süslenmişti. Ya bizim ki?

.
|