Kent Şarkıları
Duvardan kan damlıyor!
Belli ki öfkeliymiş. Elleri titremiş yazarken. Belki de korkudan. Sağına soluna sürekli bakınıp, her gürültüyü polis sanıp, aceleyle yazmış. Bir gece vakti muhtemelen. Kesinlikle bir gece yarısı olmalı. Herkesin uykuya daldığı bir vakitte, ekip otosunun sakıncalı sokaklarda yavaş yavaş dolanıp, etrafı kolaçan ettiği zamanlarda. Uyumadan gece yarısını bekleyip, heyecanını yatıştırmak için bir sigara yaktıktan sonra derin nefeslerle doğru zamanı bekleyip, ürkek adımlarla duvarın dibine gelmiş olmalı. Gündüzden aklına koyduğu kalabalıkların önünden geçtiği bir duvar. Bazı zamanlarda bir yer altı geçidi de uygun.
Öfkeli ya da korkulu olmalı. Elleri titremiş yazarken. Bazı harfler eğri duruyor. Belki de kötü yazıyor. İlkokuldan terk midir? Eline kalem almayalı çok zaman geçmiş midir? Hiç korkmadığı halde kötü yazdığından mıdır, eğri harfler?
Kırmızı rengi seçmiş. Anlaşılan bağırmak istiyor. Herkes farketsin istiyor bağırışlarını. Kan rengini seçmiş. Bileklerinden sızar gibi duvar dibine doğru akmış kırmızı boya.
Duvar kan kaybediyor sanki. Duvardan kan damlıyor. Duvar ağır yaralı. Duvar kan içinde. Duvar ağır kanamalı. Duvar kan gölü.
Kırmızı boyayı seçmiş.
Kalın harflerle bağırmış. Bir arkadaşı erketeye yatmış olmalı. Islık çalınca, kaçmak için anlaşmışlardır. Dikkat çekmemek gerek. Yazılardan başka hiçbir şey dikkat çekici olmamalı. Ertesi sabah hiçbir şey yokmuş gibi, aynı duvarın önünden geçip, yazılara şöyle göz ucuyla belki endişeyle bakıp işine gitmeli. Atölyeye, fabrikaya, neresiyse işi oraya. İşçi olmalı tabii ki. Ağır yüklere salmış olmalı zayıf vücudunu. Cesur olmalı en başta. Öne çıkmış ya da ötekiler tarafından seçilmiş olmalı.
Sonra “yaşasın!” lar, “kahrolsun!” lar...
İlle de isyan. İnadına isyan.
İlle de öfke buram buram sokaklara sinmiş ve duvarlara patlayan öfke.
Kalabalıkların görebileceği bir yere, seçebildiği en asi cümlelerle yazdığı karşı duruş söylemleri. Bir meydan okuma belki de. Kentin otoriter yüzlerine bir meydan okuma.
Şimdi aşkı yazmak vardı bu duvarlara. Ama asık bir suratla bağırmak gerek.
Yaşasınlar, kahrolsunlar, devrim ve ölümsüzler...
Bir gece yarısında, erkete bile almadan yanına, gösterişli bir duvara öfkeni yazmak gibidir hayat. Kimsenin umursamadığı bir acıyı, kırmızı bir boya ve kalın harflerle bir duvara söylemektir. Her gürültüyü polis sanıp, elini çabuk tutarak, büyük bir tedirginlikle ağız dolusu bağırmaktır bir duvarın üzerine.
“Ben buradayım!” demektir sessiz bir çığlıkla.
Şimdi büyük bir duvarın önüne geçmeliyim.
Bir kutu boyayı yanıma alıp ve ille de kırmızı seçip yazmalıyım.
İsyan ve aşk sözcüklerimi yazmalıyım büyük harflerle. Sonra bir ekip otosu yanaşmalı sokağın başına. Telsiz sesleri uğuldamalı kulaklarımda. Beynimde yankılanmalı cızırtılı telsiz anonsları. Bağırışlarla ayağa kalkmalı sokak.
Gece yarısı pencerelere doluşmuş meraklı gözler birbirini uyarmalı geride durmaları için.
Elimdekiler bir kenara fırlatıp koşmaya başlamalıyım.
Sirenler bıçak gibi kesmeli karanlığı.
Ben sokakların merhametine kaçmalıyım.
Dur ihtarına uymadan koşmalı ve daha hızı koşmalıyım. Ben hayatımda hiçbir ihtara uymadım diyerek koşmalıyım. Aklımda sen olmalısın koşarken.
Ayaklarıma güç katmalı hayalin.
Koşmalıyım dur ihtarına aldırış etmeden.
Koşmalıyım, herkesten hızlı koşmalıyım.
Sonra bir ondörtlü ensemden öpmeli.
Tam da bu sokakta düşmeliyim...
TARIK TUFAN
[anasayfa] [yazılar] [resimler] [kitaplık]
[şiirler] [dergiler] [unutulmayanlar] [linkler]