Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Kent Şarkıları



Haziran’da ölmek zor haziranda gidenlere

Ölmek hep erken gelir insanlara. Belki acıdan kıvranıp, boğazı patlarcasına bağıran ya da altını gelininin temizlediği ve utancından gözlerini kapayan yaşlı ihtiyar hastalardan başka ölüm hep erkendir. Ölüm hep beklenmedik ve şaşkınlık doludur. Gözyaşı ile gelir bunca sık karşılaşmamıza rağmen. Bunca kol gezmesine rağmen ortalıkta, gözyaşlarıyla girer her eve.

Ve ölümlerin en zorudur, haziranda ölmek.

Gitmeklerin en zoru.

Tüm heveslerin kursağa takıldığı zamandır. Kalbini genişleten bir aşkı yarım bırakmak gibi. Tam da sıcak coğrafyalara yaklaşmışken yorgun düşmesi gibi kanatların. Papatyaların güneşle sevişip, sevgililerin saçlarını süslediği bir günün sabahına uyanamamaktır haziran ölümleri.

Doğa, sesinin en ahenkli ve en gür tonlarıyla söylerken şarkısını ve Tanrı’nın soluklarıyla yeniden yaratılırken hayat, gözlerini kapatmaktır, bu zamanlarda ölmek. Bir kurşunun, puslu bir çatışma akşamı sonrasında, uğursuz bir gece yarısı, şakaklarından öptüğü devrimci gencin, onlarca kez okuduğu sevgilisinden aldığı son mektubu bir daha okuyamamasıdır, haziranda ölmek. Sessiz bir kasaba sokağında, tahta evlerin bahçelerinden yayılan iğde ve ıhlamur kokuları arasında, beynini çatlatırcasına kafana saplanan bir baş ağrısıdır. Bereketli geçen bir günün sonrasında, diğerlerinden yuttuğu misketleri ceplerine doldurmuşken, babasının bir daha eve dönmeyeceği söylenen çocuğun alnına düşmüş şaşkınlıktır. Kudüs’te kılınan son Cuma, Saraybosnalı kadınların güllere söylediği son şarkıdır.

Haziran’da ölmek zor.

Tam da güneş, sevgilinin gözlerini yaşamın en umutlu bakışlarına çevirmişken, sevgilinin gözlerinde, uğur böceklerinden kalma bir coşku dans ediyorken, sevgilinin gözlerinde Meryem’den kalma bir ateş gitgide parlamaktayken, basıp gitmektir, bir daha geri dönüp bakmamaktır, haziran ölümleri. Ter ve acı içinde, rahminden sızan kana aldırmadan, ciğerlerinden ağlayan bebeğine gülümseyen annenin, o anda ebediyyen susan çocuğa bakarken kasıklarına saplanmış ağrıdır.

Sesini duyar duymaz, sokağa fırladığınız ve gözden kaybolmuş bir sokak satıcısıdır. Bir dostun ardından kalan masum kelimeleri kullandığınızda kirpiklerinize asılıp öylece kalakalan hayallerdir, haziran ölümleri.Bir düğünü yarıda bırakıp kimselere haber salmadan gidip, bir daha geri dönmemek gibi.

Ama hep erken gitmek,

Ama hiç dönmemek gibi.

Ölümlerin en zorudur haziran ölümleri.

Karnında patronunun sancılarını taşıyan bir genç kızın, incecik bileklerinin damarlarından akıttığı günahlar, halıya bulaşmış utançlardır. Kalbinden bir türlü söküp atamadığı acıdır.

Ölüm hep erken gitmektir.

Hep erken bitirmek elde kalan ne varsa.

Oysa haziran ölümleri bir daha asla bitirmemektir.

Hep yarım kalmış heveslerdir, ayaklarımızı ağırlaştıran.

Peru’lu liman işçilerinin yarım kalmış şarkılarıdır. Güneyde, ellerindeki zincirlerin izlerini ovuştururken, kalbine yenik düşen yaşlı siyah adamın göz kapaklarında saklı kalmış bir özgürlük duasıdır. Kardeşlerinin izini sürüp, beyaz adama yol gösteren Siu yerlisinin ödülünü beklerken, alnını paramparça eden Smith Wesson kurşunudur.

Haziran’da ölmek zor.

Akşam evde saatlerce çalışılmış ve sevgilinin yanına geldiğinde birden aklından uçup, kaybolmuş bir aşk şiiridir, haziran ölümleri.

Gece vakti bir radyo istasyonuna düşmüş, sahici ve kırık bir hayat öyküsünün bir humma nöbeti gibi vücudumuzu sarmasıdır.

Gitmelerin en zorudur.

Ölümlerin en beklenilmeyeni...